ÇATLAK ve IŞIK

Çatlak birbirinden kopmak ile iç içe geçmek arasındaki bir durumdur. Leonard Cohen’in “Anthem” (Marş) isimli şarkısında söylediği gibi “her şeyin üzerinde bir çatlak vardır” ve zaten “ışık da oradan içeri girer.” Ahşap bir malzemenin çatlaması aslında parçaların hala  birlikte yaşamakta olduğunun da bir göstergesi. Zaten o nedenle de ahşap sıcak bir malzemedir. İnsan ona dokunur dokunmaz plastik taklitlerinden farkını anlar. Ahşaptaki çatlağı tamamen birleştirip izini yok etmek pek mümkün değil. Bunu yapmaya çalışır,  malzemeyi sıkıştırır, tutkallarsanız olsa olsa onun epeyce canını acıtırsınız. Tıpkı ulus-devletlerin topraklarında yaşayan insanları aynılaştırmaya çalışırken, çatlakları yok edip, onları ışıksız bırakmaları gibi.

Farklılık insanlara yaşam enerjisi ve canlılık verir. Ancak birbirine sırtını dönmüş, ilgisiz, duyarsız farklı insan grupları iletişime geçit vermedikleri oranda cansızlığı temsil ederler. Hem farklıkları muhafaza edip hem de birlikte yaşamaya odaklanmak, yani çatlakları yok etmeden bir arada tutabilmek hiç de kolay değil. Geleneksel Japon marangozluğunda ahşap çatladığında, parçalar birbirinden kopmasın diye araya İngilizce ifadesiyle “butterfly joint” ya da Türkçe’deki bildiğim kadarıyla “kırlangıç kuyruğu ya da kelebek geçme” denen bir ek parça gömülerek konur. Bu parça, çatlağı yok etmeden ahşabın parçalarını bir arada tutar. Hem ışığa geçit verir, hem bir arada tuttuğu parçalar arasında iletişim sağlar. Üstelik de farklı parçaları iç içe geçmeye, aynılaşmaya zorlamaz.  Böylece ölüme geçit vermez; yaşamı muhafaza eder.

Hrant’ın yaşamı boyunca yaptığı şey de buydu aslında. Farklılıklara saygı duydu, iletişimi ve bir arada yaşamayı önemsedi. Bütün bunları yaparken doğanın ritmine teslim olan bir yaşamı mümkün kılıyordu aslında. Bu ritme müdahale eden nice siyasal dönüştürme projesinin “ya kop ya da aynı ol” şeklinde özetlenebilecek yaklaşımına direniyordu. Farklı ve beraber olabilmemiz için. Tıpkı bir “kelebek geçme” gibi. Bugün onu katledenlere inat, hepimiz çatlakların arasında konuşlandık. Olmaya da devam edeceğiz. Hrant o çatlakların arasından bir ışık gibi süzülebilsin diye.   Cohen’in dizeleri ve müziği bu süreçte bize eşlik ediyor sanki:

I can't run no more With that lawless crowd While the killers in high places Say their prayers out loud. But they've summoned, they've summoned up A thundercloud And they're going to hear from me.

Yüksek mevkilerdeki katiller Yüksek sesle dua ederken O hukuksuz kalabalıkla birlikte koşamam  artık. Ama çağrı çıkardılar bir fırtına bulutuna Ve benden duyacakları var

Hiç ödül heykeli yapmışlığım yoktu. Uluslararası Hrant Dink ödülünü yapma önerisi gelmeseydi yapacağım da yoktu. Bu sürecin içinde yer almak onurlandırıcıydı. Üretim sürecinde içten destek ve katkıları için meslektaşım Tan Mavitan’a  müteşekkirim.

Erdağ Aksel İstanbul, 3 Mart 2010
    |