|       |   
Theresa Kachindamoto - Ödül Konuşması

Bundan 13 sene önce, hayatın kaybeden ağabeyimin yerine geçmek üzere Malavi’nin Dedza bölgesinde kabile reisi olarak seçildim. Sizlere, Malavi kültürünün bir parçası olan, hiç tasvip etmediğim bir geleneği değiştirmek, küçük kız ve erkek çocukların kendi rızaları dışında evlendirilmelerini engellemek için yürüttüğüm çalışmanın hikâyesini anlatacağım.

27 senedir, doğup büyüdüğüm yerden uzaktaydım; Zomba’daki Teoloji Fakültesi’nde fakülte sekreteri olarak çalışıyordum. Bir gün memleketime döneceğim, orada hiç tecrübeli olmadığım bir alanda bir görev üstleneceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Beni çağırdıklarında gitmeyi hiç istemedim ama bana verilen görevi yerine getirmek zorunda olduğumdan kabul ettim ve Devlet Başkanı Dr. Bakili Muluzi tarafından resmen tayin edildim.

Ülkemizin iç kısımlarında yer alan memleketime döndükten kısa bir süre sonra, bir gün, kucağında bir bebek olan bir kız çocuğa rastladım. Ona bebeği annesine götürmesini söylediğimde bana verdiği yanıtla hayrete düştüm: “Annesi benim zaten.”

Küçük kız daha sonra bana bebeğin babasını gösterdi; biraz ötemizde futbol oynayan bir çocuktu. Kendisinin 13, oğlanın ise 14 yaşında olduğunu söyledi.

Derin bir şaşkınlık yaşamış ve çok üzülmüştüm.

Bu kadar küçük bir yaşta omuzlarına evliliğin, bir de bebeğin yükü binmiş olan bu kızcağız okuluna nasıl devam edebilir, olgunlaşma sürecini yaşıtlarıyla aynı hızda nasıl yaşayabilirdi?

Kalbimden gelen ses bu çocuğa yardım etmem gerektiğini, beynim ise küçük çocuklar bu şekilde yetişmeye devam ettiği sürece ülkemizin uzun vadede başarılı bir şekilde gelişemeyeceğini söylüyordu.

Bu konuda bir şeyler yapmaya karar verdim. İşe, meseleyi doğru anlamak ve belki bir çözüm bulabilmek için kapsamlı bir araştırma yaparak başladım.
Bu sorunla mücadele etmek hiç de kolay olmadı. Bu uygulama, pek çok kişi için Malavi’nin en temel gelenek ve göreneklerinin başında geliyor ve bazı bölgelerde, özellikle de benim kabile reisi olduğum bölgede toplum tarafından teşvik ediliyordu.

Okul taksitlerini ödemekte zorlanan aileleri zor seçimler yapmaya iten ciddi ekonomik sorunlar var. Bu aileler kızlarını keçi, büyükbaş hayvan ve para karşılığında görücü usulüyle evlendirerek büyük kazançlar elde edebiliyor. Benim köyümden bir aile, son yıllarda iki kızını evlendirmiş, düğün için aldıkları ‘başlık parası’ sayesinde sefaletten kurtulmuş, hayvanlarının sayısını artırarak rahat bir hayat sürmeye başlamıştı.

Hiç şüphesiz, bu evlilikler üzücü sonuçlar doğuruyor. Kız çocuklar okulu erkenden, 12-13 yaşına geldiklerinde bırakıyorlar.

Genellikle kendilerinden çok daha yaşlı olan kocalarıyla cinsel ilişkide bulunmaya zorlanıyorlar. Fiziksel gelişimlerini tamamlamış, doğum yapmaya hazır olmadıkları bir dönemde çocuk doğuruyorlar. Ve elbette, kendi gelecekleriyle ilgili kararları kendileri verme şansına bile erişemeden, gencecik yaşta evlilik kapanına kısılıp kalıyorlar.

Ayrıca, çoğu erkek, ilk eşi yaşlanınca daha genç bir eş arayışına giriyor.

Ben Malavi’nin gelecek kuşakları, kız ve erkek çocukları için böyle bir hayat istemiyorum. Onlar için bundan daha fazlasını, çok daha fazlasını talep ediyorum. Konuyla ilgilenenlerle birlikte yaptığımız araştırma, bize nasıl bir yol izlememiz gerektiğini açıkça göstermişti.

Toplumu oluşturan tüm kesimlerin, çocuk evliliklerinin tehlikeleri ve sonuçları konusunda tam olarak bilgilendirilmesi; bu uygulamanın normal olduğu yönündeki, uzun yıllara dayanan genel kanının ortadan kaldırılması gerekiyordu.

Sonraki adımda, bu uygulamanın kanunen yasaklanması için mevzuat değişikliğine gitmemiz gerekiyordu. Böylece, bu insafsız evliliklerde çocukların nikâhını kıyan kişileri cezalandırma yetkimiz olacaktı.

Pek çok kesimi; milletvekillerini, belediye meclisi üyelerini, inanç ve kanaat önderlerini, polisleri, muhtarları, gençlik gruplarını, yerel eğitim kurumlarını ve sayısız aileyi bu konuda bilgilendirdim. Haftanın neredeyse her günü toplantılara katıldım, bölgemdeki pek çok köye gittim. Her yaştan pek çok kişiyle sayısız görüşme yaptım.

O sene bir miktar gelişme kaydedebildik.

Kabile reisleri ve dinî liderler, yasal olarak, kişinin kendi rızasıyla evlenebilmek için en az 18 yaşında olması ve tüm evliliklerde, resmî kayıtlara bakılarak önce kendilerinden izin alınması konusunda hemfikir oldular.

Yerel kabile reislerine yetki veren yönetmelikler çıkarıldı ve kabile reisleri kendi bölgelerinde yeni mevzuatı uygulayabilmeye başladılar. Artık, 18 yaşından küçük bir kız çocuğun evlenmesine izin verdiği tespit edilen kabile reisleri derhal görevden alınıyor. Ben şu âna kadar kendi bölgemde dört kabile reisinin görevine son verdim.

Elbette tüm bunlar bu mücadelenin sadece bir kısmı. Hâlâ, ailelerin, çocuklarını erken yaşta evlendirerek elde edecekleri kazançlara değil, kız ve erkek çocuklarının eğitimlerine odaklanmaya ikna edilmeleri gerekiyor.

Tüm bu zorluklara ve gerek toplumdan, gerek kabile reislerinden gelen ciddi itirazlara rağmen, şu ana kadar, 377’si kız, 172’si erkek olmak üzere, toplam 549 çocuğun evliliğini sonlandırmayı başardık.

Bu sayının yılsonuna kadar 1200’e ulaşmasını bekliyorum.

Bu çocuklar arasında 12 yaşında olanlar bile vardı; kız çocukların tamamı 16 yaşın altındaydı.

Bu sorunla mücadele etmek benim için kolay olmadı. Şimdiye kadar başardıklarımızla gurur duyuyorum, ancak daha kat etmemiz gereken uzun bir yol olduğunu da biliyorum.

Bütün bunların benim için kişisel bir bedeli de oldu. Bu çalışmaların çok fazla zamanımı alması bir yana, bazı kişiler bana çok çeşitli sıkıntılar yaşattılar, çok ağır eleştirilere maruz kaldım.

Benim beş oğlum var, hiç kız çocuğum yok. Bu yüzden, Malavi’de bu zorluklarla mücadele etmeye çalışmanın ne demek olduğunu bilemeyeceğimi söyleyenler oldu. Beni, tüm bunları kız çocuğum olmadığı için yaptığımı söyleyerek eleştirdiler.

Ama yılmadım ve nihai amacıma ulaşabilmek için, yani Malavi’de çocuk evliliklerinin kökünün kazınması, tüm kız ve erkek çocuklara eğitimlerini tamamlama imkânı verilebilmesi için, eski düşünce yapılarının karşısında çok daha güçlü bir şekilde durmam gerektiğini biliyorum.

Bu yolda benimle birlikte yürüyen herkese minnettarım. Kaydettiğimiz ilerleme için şükrediyorum. Ancak hâlâ yapacak çok işimiz var ve ben buna hazırım.

Umarım çok daha fazla sayıda insan benimle el ele, omuz omuza verip Malavili kız çocukların hakları için mücadele eder.

Tanrı hepinizi korusun.

Teşekkürler.
Diyarbakır Barosu adına Ahmet Özmen - Ödül Konuşması

Değerli dostlar,

Hrant Dink Vakfı tarafından her yıl, özgürlüğün ve adaletin tesisi için çalışan, insan hakları mücadelesi yürüten ve barışın hâkim olduğu bir dünya için gayret gösteren kişi veya kurumlara verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü’ne bu yıl Diyarbakır Barosunu layık gören jüriye Diyarbakır Barosu adına teşekkür ederim.

Diyarbakır Barosu kuruluşundan bu yana her türlü iktidar odağının dışında kalarak, evrensel insan hakları ilkeleri doğrultusunda hak ve hukuk mücadelesini yılmadan sürdüren, barışın hâkim kılınması için çabalayan, bu uğurda en değerli üyelerini kaybetmiş bir hukuk kurumu ve sivil toplum kuruluşudur. Mazlumun yanında olmayı tarihsel bir zorunluluk olarak görmüştür. Onca baskıya, üyelerinin tutuklanmasına, işkence görmesine ve hatta hunharca katledilmesine varan ağır süreçler yaşamasına rağmen insan hakları mücadelesinde asla geri adım atmamıştır. Adaletin tecellisi için en doğruyu savunmuş ve ülkenin her yanındaki haksızlıklara uğrayan mağdurların yanında taraf olmuştur. Bütün siyasal mülahazalardan uzak, insanlığın en temel gereksinimi olan özgürlükten ve adaletten yana tutum almıştır. Geçmişinden aldığı güç ve Tahir Elçi’den devraldığı gurur dolu mirasla bugün yine mazlumların yanındadır ve yanında olmaya devam edecektir.

Adalet, hukuk, barış, kardeşlik ve özgürlük mücadelesine tüm yaşamını adamış ve bu uğurda canını vermiş sevgili Baro Başkanımız Tahir Elçi’yi bir kez daha sevgi, saygı ve minnetle anıyorum. Anne, baba, eş ve çocuklarının gözleri önünde zorla alınıp işkence tezgâhlarından geçirilen veya öldürülerek cesetleri tenha yerlere atılan insanların faillerini bulmaya adanmış bir hayattır Tahir Elçi’ninki. Tahir Elçi, bu mücadelede asla korkmayan, son nefesine kadar barışı dilinden düşürmeyen, halkların barış içinde özgürce bir arada yaşaması hayaliyle güç bulan bir entelektüel ve yılmaz bir insan hakları savunucusuydu.

Mazlumların tarihi, insanlık mücadelesinin tarihidir. Bu tarih, insanlık için mücadele edip hiçbirimizin unutmadığı ve minnetle andığı insanların tarihidir aynı zamanda. İşte, insanlık tarihine mal olmuş iki kahraman, iki hak savunucusu, Hrant Dink ve Tahir Elçi, uzak ve yakın geçmişte ortak yıkımı yaşamış ve mazlum iki kardeş halkın evladı olmalarının yanı sıra, tüm mazlumların yanında yer alarak insanlığın onuru olmayı hak etmişlerdir. Tahir Elçi ve Hrant Dink, halkların belleğinde, ucuz ve ayrıştırıcı söylem ve tavır takınan siyaset odaklarına rağmen Türkiye’deki hakların demokratik bir düzende yaşaması için çabalayan ve hak ve adalet dışında hiçbir ölçü kabul etmeyen entelektüeller olarak yer edinmişlerdir. Onların ölüm emirlerini verenler güçlü miraslarının kaybolacağını ve onları takip etmeyeceğimizi sanarak yanılmışlardır.

Bir buçuk yıldır Şırnak, Sur, Silvan, Cizre, İdil, Yüksekova ve Nusaybin’de yaşanan çatışmalı süreçte başta yaşam hakkı olmak üzere tüm temel hak ve özgürlükler ciddi bir şekilde ihlal edilmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, tüm Türkiye’de OHAL ilan edilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi askıya alınmış ve yasama organı devre dışı bırakılarak, ülke kanun hükmünde kararnamelerle yönetilmeye başlanmıştır. Toplumun her kesiminde ciddi bir korku ve endişe hâkim olmuş, hukuk ve kişi güvenliği büyük bir yara almıştır.

Diyarbakır Barosu olarak bir kez daha belirtmek isteriz ki, Türkiye’nin sorunları ancak toplumun tüm kesimlerinin bir araya geldiği, demokrasi etrafında ortaklaştığı bir zeminde, hukuk içinde çözülebilir.

Gelinen noktada Tahir Elçi ve Hrant Dink’in bizlere bıraktığı mirası, korumak bir yana geliştirmek, bugün en temel görevimiz ve tarihsel sorumluluğumuzdur. Bunun tek yolu ise, barış istemek ve barışın tesisi için sesini yükseltmektir.
THERESA KACHINDAMOTO
   |   
DİYARBAKIR BAROSU
Theresa Kachindamoto, Afrika’nın güneydoğusunda, küçük bir ülke olan Malavi’de, bölgenin geleneksel kabile yapısı içinde yaşayan bir ailede, 12 kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldi. Zomba kentindeki bir okulda 27 yıl boyunca sekreterlik yaptı. 2003 yılında, 900 bin kişilik bir kabile içinde yapılan seçimlerde, ‘insanlarla iyi anlaşan biri’ olduğu için aday gösterildi ve seçimi kazanarak ‘kabile reisi’ oldu. Şehirden, kabilenin yaşadığı bölgeye taşındığında, 12 yaşlarında kız çocukları, 13 ile 19 yaş arasındaki kocaları ve bebekleriyle gördüğünde büyük bir şok yaşadı. Kız çocukların yarısından çoğunun aileye ekonomik yük oldukları gerekçesiyle evlendirildikleri ülkede, göreve başladığı andan itibaren, bu sorunu çözmek için kararlı bir mücadele yürüttü. Öncelikle küçük kızların yollandığı evlilik kamplarını gündeme getirdi. Kusasa fumbi (temizleme) olarak adlandırılan bu kamplarda, küçük kızlara geleneksel ayinlerle verilen ve ‘kocalarını nasıl mutlu edeceklerine’ odaklanan cinsellik eğitiminin aslında cinsel taciz olduğunu; bazı kızların mezun olabilmek için öğretmenleriyle cinsel ilişkiye girmek zorunda bırakıldığını ve bunun ömür boyu sürecek bir travma yarattığını; her on kişiden birinin AİDS olduğu ve koruma yöntemlerinin neredeyse hiç kullanılmadığı ülkede bu tür ritüellerin erken yaşta ölümlere neden olduğunu anlattı. Ülkenin genelinde kız çocukların geleneksel evlilik kamplarından uzak durup okullarına devam etmeleri gerektiğini savundu. Birçok aile, beş erkek çocuk annesi olan bir kabile reisinin, kendilerine kız çocuğu büyütme konusunda ders veremeyeceğini söylese de, mücadelesine devam etti. Yönetimi altındaki bölgede evlilik kamplarını yasakladı; 50 kabilenin liderlerini, erken yaşta evliliği teşvik eden geleneklerden vazgeçirdi. 2015 yılında, ülkenin bu konudaki yasaları değiştirilmiş olmasına rağmen çocuk evliliklerinin devam ettiği dört bölgenin kabile şefini görevden aldı; bu şeflerin, yasaya uymayı kabul edene kadar görevlerine dönmelerine izin vermedi. Çalışmasına, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra, kabilesinin üyeleriyle, annelerle, öğretmenlerle, dinî liderlerle bire bir görüşerek devam etti. Ülkenin medeni hukukunda da erken evliliğin yasaklanmasını sağladı. Bugüne dek, erken yaşta yapılmış 850 evliliğin iptal edilmesinin, çocuk gelin ve damatların eğitim hayatına dönmelerinin önünü açtı. Çocukların insan hakları ve eğitim hakları üzerine çalışan bu kadın kabile reisi, erken yaşta evliliklere neden olarak gösterilen ekonomik sıkıntıları aşmak için de çabalıyor; yoksul ailelerin kız çocuklarının okul masrafları için fon yaratılmasını sağlıyor; çocukların okul hayatıyla bağlarını güçlendirmeye dönük girişimleri teşvik ediyor.
Diyarbakır Barosu, 1927 yılında Diyarbakır’da kuruldu; özellikle son 30 yılda, bölgenin en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olarak öne çıktı. 1988 ve 2002 yılları arasında yaşanan köy boşaltma ve yakma, işkence, faili meçhul cinayet ve zorla kaybetme vakalarına ilişkin bilgilerin toparlanıp bir veritabanına aktarılmasına, güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddet karşısında mağdur ailelerin ve bu tür dosyalar üzerinde çalışan avukatların desteklenmesine yönelik çalışmalar yürüttü. İhlallerin birçoğunda faillerin ve sorumluların cezasız kaldığına dikkat çekerek bu alanda bir farkındalık yarattı. Kürtlerin temel taleplerinin yerine getirilmesine dönük öneriler hazırladı, projeler geliştirdi. Özellikle bölgede yaşanan hak ihlallerine karşı yürütülen mücadelede hukuksal çerçevenin önemini vurguladı; anadilinde eğitim ve benzer hakların anayasal düzenlemelerle güvence altına alınması gerektiğini savundu. 90’lı yıllarda, faili meçhul cinayetler ve gözaltında kayıplar gibi, yaşam hakkı ihlali oluşturan binlerce suçun aydınlatılması için yoğun çaba sarfetti; davaları üstlenip takip etti. Bölgede yaşayan hemen herkes tarafından bilinse de yalnızca küçük bir kısmı dava konusu olan bu suçları hem yurtiçinde, hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde gündeme getirdi; AİHM davalarının kazanılmasında çok önemli rol oynadı. Sadece Diyarbakır’da değil, bölgede ve ülke genelinde süren insan hakları ihlalleri ve ifade özgürlüğü davalarında da taraf oldu. Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün hukukî sorunları derinleştirdiğine vurgu yaparak, barış sürecine Diyarbakır’daki diğer sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte her türlü desteği vermeye hazır olduğunu bildirdi. Kasım 2015’te yayımladığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “... başta yaşam hakkı olmak üzere, barış, kardeşlik, toplumsal birlikteliğimize ve barış içinde birlikte demokratik bir ülkede yaşama arzu ve istemine yönelik her türlü saldırıları kınadığımızı ve insan hakları ihlallerine karşı olduğumuzu defalarca kamuoyu ile paylaştık. Silahlı çatışmaların ve eylemlerin hiç kimseye bir şey kazandırmadığını, kazandırmayacağını ve bu tür eylem ve çatışmaların toplumumuzda onarılmaz derin yaralara neden olduğunu, kırk yıllık ağır çatışmalı süreç deneyimi bize fazlasıyla göstermiştir. Türkiye toplumu ve halkları olarak bütün sorunlarımızı diyalog ve müzakereyle çözmek dışında hiç kimsenin bir şansının olmadığını herkesin bilmesi gerekir.” Üyeleri, insan hakları ihlallerinin sorumlularının yargılanması için pek çok dosyayı yargı önüne çıkarmaya çalışırken gözaltına alındı, bombalı saldırıların hedefi oldu, işkence gördü, tehdit edildi, öldürüldü ama cezasızlığa karşı mücadele etmekten yılmadı. Baro Başkanı Tahir Elçi, kurumu temsilen, 28 Kasım 2015’te, Sur ilçesindeki tarihî Dört Ayaklı Minare’nin önünde, kültürel varlıkların korunması talebiyle yaptığı basın açıklamasında “Zihinlerimizde Diyarbakır ismiyle en çok anılan dört ayaklı minareyi ne yazık ki iki gün önce ayağından vurdular. Kadim bölgede insanların ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz” dedi ve açıklamanın ardından çıkan çatışma sırasında başından vurularak öldürüldü. Tarafsızlığı, insan hakları konusundaki duyarlılığı, kim tarafından ve hangi nedenle kullanılırsa kullanılsın her türlü şiddet yöntemine karşı duruşuyla, bölgede bir rol modeli oluşturuyor. Her fırsatta hukukun üstünlüğüne vurgu yapıyor, tarafsızlık ilkesinin korunmasını talep ediyor. İnsan hakları ihlallerinin etkili bir şekilde soruşturulması için çabalıyor, davaların zaman aşımına uğramaması ve suçların cezasız kalmaması için kararlılıkla mücadele ediyor.
    |